Love Dance Point ve Tekyön Club’ı Boykot Ediyoruz!

Eşcinsel bireylere hizmet amaçlı var olan ve bunu yaparken de trans bireylere kapılarını açmayan bu tür mekanlara kesinlikle para kazandırmak istemiyoruz. Bizi bu kararı almaya iten, kendilerini eşcinsellere yönelik eğlence mekanı olarak tanımlayıp; girişlerde insanların cinsiyetleriyle, görünüşleriyle, giyim kuşamlarıyla, makyajlarıyla ayrımcılığa uğramasıdır. Biz LGBTİ’nin T harfiyiz. Siz sokaklarda bizlerden korkuyorsunuz. Biz sizin sokaklarınızdan korkuyoruz. Trans bireyler olarak cinsel kimliklerimizi gizleyemediğimiz için yarattığınız terörün kurbanı olmaya devam ediyoruz. Kendilerini gizleyen eşcinseller için, toplum tarafından dışlanarak işsiz bırakılan insanlar için, cinsiyetinden utandırılıp hayattan bezdirilen kadınlar için; Türkiye’de en ön cephede bizler savaş veriyoruz. Eğer bir gün bu ülkede eşcinsellik kabul görecek olursa, bu yıllardır işkencelere, cinayetlere, intiharlara, taciz ve tecavüzlere dur durak bilmeksizin kurban veren ve buna rağmen tüm eylemlerde yılmadan en ön saflarda haykıran bizler sayesinde olacak. ve Siz LGBTİ’nin LGBİ harfleri. Bizim dışlanmamıza, sizin yanınızdayken de ayrımcılığa uğramamıza göz mü yumacaksınız?

 #SenYoksanBenDeYokum #TransfobiyeHayır 

 Kaynak: Love Dance Point ve Tekyön Club’ı Boykot Ediyoruz!

Uyan Türkiye!

Eşcinsel blog yazarı Geylesof yazdı:
Şimdi saat itibarı ile dün yaşananları bir yeniden düşünmekte, algılamakta fayda var. O anın şokuyla tam algılayamamış olabiliriz. Anca kendimize gelmiş olabiliriz, doğrudur.
Dün güpegündüz, ülkenin başkenti Ankara’nın göbeğinde Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısı yaşandı. 100’e yakın insanımız resmen katledildi. Yüzlercesi ise yaralandı.
Yüzlerce insan ya… Yüzlerce masum insan!
Tek “suçları” adını Barış koydukları mitingde seslerini duyurmak, haklı veya haksız kendilerini ifade etmek idi.
Gösteri hakkı zaten hiçbir zaman hak olmamıştı bu ülkede, ama hiçbir zaman böylesi bir engellemeyle de karşılaşılmamıştı. Karşılaşılması da mümkün olamazdı, koskoca ülkeydi! Büyük planları olan, “reis”i olan, “büyük usta”sı olan bir ülkeydi!
Tabii ki o “büyük usta” başka devletler söz konusu olduğunda ahkam kesmeyi iyi bilirken, “sizin istihbarat teşkilatınız çalışmıyor mu?” diye hesap sorarken, kendi ülkesi söz konusu olduğunda iki cümlelik taziyeden başka yapacak bir şeyi olamamıştı. Zaten giden de gitmişti…
Sorumlusu yok! Hesap veren yok! Meğer ülkede güvenliğimiz Tanrı’ya ettiğimiz dualardan ibaretmiş bunu öğrendik.
Ardından üç bakan kameralar karşısına çıkıp güzel bir şekilde bizlere güvenlik zafiyetinin olmadığını söyleyerek, bunun gayet olası bir durum olduğunu anlattılar. Zaten bizler de ölmenin ve öldürülmenin bizim “fıtrat”ımız olduğunu iyi bilirdik. Yadırgamadık.
Sorumluluğun kendisinden olduğu hatırlatılınca “istifa” sözcüğünü hayatında duymamış gibi bir tepki verdi; e daha önce hiç örneğini görmemişti o da haklıydı. Hatta içlerinden biri kahkaha atacaktı da kendini zor tuttu, gülümsemekle yetindi.
Ve ardından üç günlük ulusal yas ilan edildi, yani üç siyah kurdele günü…
İşin en korkuncu da ne yazık ki dün yaşadığımız bu olayların hiçbiri rüya değildi, bir Türkiye gerçeğiydi!
Sizce de artık şoktan çıkmanın zamanı gelmedi mi? Bence geldi de geçiyor. Uyan Türkiye!
Kaynak: geylesof.blogspot.com

Ankara Savoy Bistro İşletmecisi ile Söyleşi

Sosyal medyada “homofobik” olduğu yönünde söylentiler çıkan Savoy Bistro‘nun işletmecisiyle sizler için görüştüm.

Savoy Bistro, Ankara-Kızılay’da, Meşrutiyet Mahallesi, Konur 1 sokak numara 8/8’de şirin mi şirin bir LGBTİ “Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks”  kafedir.

Sokaktan yukarı doğru baktığımda beni selamlayan Savoy Bistro tabelasının üzerindeki pencerelerde, gökkuşağı renklerinin kullanılması ve arkadaki led tabeladan caddeye göz kırpan “LGBTİ” sembolleri, göze hoş görünüyordu.

Mekana girer girmez dikkatimi çeken ilk şey “leopar desenli” duvar kağıtları oldu.. Bir an yanlışlıkla Nur Yerlitaş’ın atölyesine geldiğimi düşündüm fakat işletme sahibi Ali Bey’i görünce, doğru yerde olduğumu anladım..

Mekanda dikkatimi çeken diğer bir şey; rengârenk kağıt parçalarına yazılmış kısa notların iliştirildiği yapay ağaç..

İşte Ali Şahin Aras’la yaptığım samimi sohbetten sizin için derlediğim o özel anlar:

ANIL: Merhabalar; diğer sorularımıza geçmeden önce şahsi olarak bu “Gökkuşağı Ağacı” fikrinin nasıl doğup-geliştiğini öğrenebilir miyim?

ALİ BEY: Öncelikle “dilek ağacı” diye başladık.. İlk burayı açtığımızda; LGBTİ bireylerinden oluşan bir müşteri portföyümüzün olacağını hiç düşünmemiştik.. Fakat zamanla mekanımıza gelip kendilerini rahat ve güvende hisseden LGBTİ’lerin katkılarıyla; dilek ağacımız, gök kuşağı renkleriyle bezendi..

ANIL: Kaç yıldır Savoy Bistro’yu işletiyorsunuz? Ortağınız/ortaklarınız var mı?

ALİ BEY: Yaklaşık iki yıldır bu müesseseyi eşimle beraber çalıştırıyorum.

ANIL: Aile olarak böyle bir mekan işletmek nasıl bir duygu?

ALİ BEY: Ailece işlettiğimiz bu mekanda, tek amacımız, gelen müşterilerimize lezzetli yiyecekler ve içecekler sunarak, kaliteli vakit geçirmelerini sağlamak..

Ben evli ve iki çocuk babasıyım.. Oğullarımdan biri kamu çalışanı, diğeriyse Hacettepe Üniversitesi’nde eğitim görüyor.. Her ikisi de işletmemizin LGBTİ dostu olduğunun bilincinde ve kendileri de zaman buldukça burada bize yardımcı oluyorlar.

Ailemin LGBTİ dostu olması ve LGBTİ’lere saygı duyması gurur verici..

ANIL: İki yıldır bu işi yaptığınızı söylediniz; peki LGBTİ temalı bir mekan işletmek Ankara gibi bir yerde zor olmadı mı?

ALİBEY: Başlangıçta çok zor oldu.. Öncelikle akraba çevresi, eş-dost çevresi, yıllarca bu bölgede bulunan konur esnafı vb. olmak üzere epey bir tepki aldım.. Aldığım tepkilerden bazıları; “Sen de mi geysin? Eşcinsel misin? İbne misin!” vs… Fakat bunlar beni yıldırmadı; LGBTİ’lerin de birer insan olduğunu biliyorum.. Kızılay gibi merkezi bir yerde (konur 1 sokak 8/8), böyle bir işletmenin açılması gerekliydi. Yıllardır Ankara’da bu eksikliğin olması beni üzdü. Her medeni ülkede olduğu gibi; “Neden Türkiye’de de böyle bir yer olmasın?” diye düşünerek, tüm zorluklara karşı bu işletmeyi açtık..

ANIL: Görünüşe bakılırsa biz LGBTİ’lerin aldığı tepkilerden pek farkı yok sanırım.. (Burada beraber gülüyoruz..)

ANIL: Peki genelde ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Hiç esnaftan tehdit aldınız mı?

ALİ BEY: Evet, aldım tabii.. Burası eşcinsellerin geldiği bir mekan olduğu için; “fuhuş yapılıyor, insan pazarlanıyor…! diye düşündüler.. Bu işi yaptığım için kapıma gelip bir kaç kere haraç dahi isteyen oldu; fakat gerekli cevabı alıp geri döndüler..

Daha sonraları gelip; “İyi ki burayı açtın da bizim başımızdan aralandılar!” diye teşekkür eden insanlıktan bihaber esnaflar da olmadı değil..

Herkese tek tek yılmadan cevabını verdim ve öyle gönderdim. Bu benim öncelikli olarak insani görevim.. Mekanıma gelen herkes huzur ve güven içinde oturabilmeli. Bunu sağlayabiliyor olmak ayrı bir mutluluk.

Fakat baskılar devam ediyor.. Bulunduğumuz bina içerisinde, başta yönetim olmak üzere, diğer esnaflar tarafından ilginç bir şekilde tepki alıyoruz.. Hala burada olmamı istediklerini düşünmüyorum.. Kaldı ki sokağın ve civarın da tek LGBTİ bistrosuyuz. Örneğin asansörümüz bozuldu; bu durumu diğer esnaflarla görüşüp “Ne yapabiliriz?” diye danıştım.. Kimse yardıma yanaşmadı.. Sanıyorlar ki; mekanımıza gelen insanlar, asansör bozuk diye gelmekten vazgeçecekler… Tüm bu olumsuzluklara rağmen; mekanımız giderek artan bir müşteri potansiyeliyle, gök kuşağının tüm renklerini ağırlamaya devam ediyor.

ANIL: Gerçekten de çok ilginç durumlar.. Aslında ilginç de değil.. Yine de insan “Artık kabul etseler ya bizleri!” diye iç geçirmeden edemiyor..

Bu arada mekanınıza gelen eşcinsel bireylerin birbiriyle ilişkileri nasıl? Herhangi bir sorun yaşanıyor mu?

ALİ BEY: LGBTİ’nin düşmanı LGBTİ! Bu sözümü sakın ola yanlış anlamayın; fakat geliyorlar buraya, herkesin kendi masası var.. ve Yine de bir şekilde münakaşaya giriyorlar..

ANIL- Peki böyle durumlarda ne tür uyarılarda bulunuyorsunuz?

ALİ BEY: Onlara, birbirleriyle iyi geçinmelerini, birlik olmalarını söylüyorum.. Dışarıdan aldığımız tepkilere karşı daha güçlü bir duruş sergilemek adına, LGBTİ’nin kendi içinde birlik olması hakikatten de önemli bir mevzu.. Huzur istiyorsak, huzur vermeliyiz.

ANIL: Heteroseksüel bir birey olarak; LGBTİ mekan işletme fikri nasıl doğdu?

ALİ BEY: Burayı biz devraldığımızda; bizden önceki müessesenin kendi müdavimlerine uyguladıkları programı, aynı şekilde devam ettirmeye başladık.. Bizden önceki müesseseden devraldığımız bu müdavimler arasında yazarlar, şairler, sanatçılar gibi “insani değerlere fazlasıyla sahip” bireylerle beraber, mekanımıza, LGBTİ’ler de gelmeye başladı.. Zamanla mekanımız başlardakiheteroseksüel ağırlıklıyapısından, “LGBTİ dostu” bir mekana dönüştü.. Şimdilerde “% 90 LGBTİ ağırlıklı” müşteri potansiyelimiz var..

ANIL: Peki mekanınıza gelen heteroseksüel müşterilerinizin, eşcinsel bireylere karşı, tavrı ne şekilde oluyor?

ALİ BEY: Gayet olumlu oluyor. Çünkü biliniyor ki burası LGBTİ dostu bir mekan. Gelenler de bunu bilerek geldiklerinden ötürü çoğunlukla LGBTİ’yi anlayıp destekleyen bireyler oluyor.

Bunun dışında seks işçiliği yapmak isteyen eşcinseller ya da bu kişilerden faydalanmak isteyen diğerlerine müsamaha göstermiyoruz. Sonuçta mekanımız; arkadaşlarıyla/ailesiyle güzel vakit geçirmek isteyenler için veya arkadaş edinmek, olmadı yalnız vakit geçirmek vs. isteyenler için var. Her şeye müsaade etmek; herkesin huzuruna kastetmektir. Kimse kimsenin huzuruna kastetmemeli; aksi takdirde gereken uyarıyı yapmak, bizim, müşterilerimize karşı sorumluluğumuzdur.

Mekanımızda öpüşen-sarılan çiftlere kesinlikle saygılıyız. Fakat kimi zaman bu saygı suistimal ediliyor ve bazı müşterilerimizbir mekandaolduklarını unutabiliyor.. Böyle durumlarda onları ikaz etmek durumunda kalabiliyoruz.

Ayrıca gördüğün gibi mekanımızın pencereleri doğrudan karşıdaki bina ve mekanlara bakıyor.. Bu yüzden müşterilerimizin, özellikle cam kenarında otururlarken, biraz daha dikkatli olmalarını rica ediyoruz.. Bu tür olaylar, mekanımızı ve de müşterilerimizi hedef haline getirebilir diye endişeliyiz; yoksa insanların birbirini sevmesine kesinlikle karşı değiliz.

ANIL: Bu arada menünüze bakıyordum da, diğer LGBTİ mekanlarında gördüğüm fahiş fiyatlar sizin mekanınızda yok.. ve Ayrıca şu anda gördüğüm kadarıyla LGBTİ’nin tüm harflerine eşit davranılan bir mekan burası.. Bunun için ayrıca teşekkür etmek istiyorum..

Hafta içi ve hafta sonu hangi gün ve saatlerde açıksınız?

ALİ BEY: Değerli Savoy dostlarına daha iyi hizmet verebilmek için haftada bir gün izin yapıyoruz. Bu yüzden PAZARTESİ GÜNLERİ KAPALIYIZ.

Haftanın 6 günü 14:00-24:00 arası açığız..

Savoy Bistro’da;

Kareoke, canlı müzik, maskeli partiler, pijama partileri, sıra geceleri vb. etkinlikler düzenliyoruz.

Ayrıca; dileyen LGBTİ’ler kendi aralarında söz-nişan, yaş günleri ve yıldönümleri gibi özel günlere dair etkinliklerini; 30 kişilik özel odamızda (ön rezervasyonlu olarak), kutlayabiliyorlar..

ANIL: Mekanınızın herhangi bir yaş sınırı uygulaması var mı?

ALİ BEY: Mekanımızda alkol satışı yapıldığı için; 18 yaş altı bireyler, lokalimizde, saat 18:00’a kadar bulunabilirler.

Bunun harici herhangi bir yaptırımımız yoktur. Kendini bilen herkese kapımız açık.

ANIL: Ankara’da sizin gibi başka mekanlar açılması durumunda; ne düşünürdünüz?

ALİ BEY: Biz ailece LGBTİ dostuyuz, ve LGBTİ’ye saygı duyuyoruz.. Keşke SAVOY BİSTRO gibi bir çok mekan açılsa da; eşcinsel bireyler için seçenekler artsa.. Bizim gibi mekanların artması; LGBTİ görünürlüğüne katkı sağlayacağından ötürü, sonuna kadar destekleriz.

Hem ne diyorduk “LGBTİ” tüm harfleriyle bizimdir, bizdendir.

ANIL: Değil mi ama? “Turuncu”suz bir gökkuşağı, gökkuşağı değildir 🙂

LGBTİ bir mekan işletmek denildiğinde aklınıza gelen ilk üç kelime nedir?

ALİ BEY: Saygı, Sevgi, Eşitlik.

ANIL:Size göre LGBTİ mekan işletmenin en güzel yanı nedir?

ALİ BEY: Ben de bir baba olarak, çocuklarımdan birinin veya ikisinin de eşcinsel olabileceğini düşündüm ve “Olduğu zaman benim yapmam gereken nedir?” diye sordum kendime. Yapım gereği ben devrimciyim. Ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe karşıyım.. Dolayısıyla bütün insanların eşit haklara sahip olduğu bir ortam yaratmak istiyorum. Bunun için çabalıyor olmak, bu işin en güzel yanı.

ANIL: Ne güzel söylediniz.Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkürler..

Yaklaşık üç saat süren tatlı bir sohbetin ardından; içtiğim kolanın parasını ödeyerek Ali Bey’e veda ettim..

Bu güzel görüşme için kendisine çok teşekkür ederiz.

Homojen Dergisi Yayın Hayatına Başladı

Dört yılı aşkın süredir yayınına devam eden Ayı Sözlük, yazarları arasında gönüllü bir ekip kurarak bir e-dergi yazmaya karar vermiş. Adının Homojen olmasını kararlaştıran ekip LGBTİ kültür dergisi olarak içerik hazırlıyor. Homojen Dergi ilk sayısını 5 Eylül’de yayınladı.

İlk sayıda Demet Sağıroğlu ve Selma Sonat ile yaptıkları röportajlara yer verilmiş.

Dergi http://homojen.ayisozluk.com adresinden okunabiliyor ve indirilebiliyor.

Homojen Dergisi‘ne hoş geldin diyor yayın hayatında başarılar diliyoruz.

Poedat Kolektifi’nin kurucusu Fırat Akova’yla Poedat Konferansı 2015 ve LGBTİ

Poedat Kolektifi’nin kurucusu Fırat Akova’yla disiplinlerarası bir gençlik buluşması olan Poedat Konferansı 2015 hakkında söyleştik. Akova, 2012’den ​beri ​15 etkinlik düzenleyen ve​ ​450 kişilik ​büyüyen ​bir​ ​toplulu​k oluşturan​ kolektifin 4-6 Aralık’ta Studio-X Istanbul’da düzenleyeceği konferansı ve konferansın​ ​LGBTİ konusuna ​olan ​yaklaşımını anlattı. Türkiye’​deki​ akademik ​çevrede​ ​henüz pek dillendirilmeyen LGBTİ kimliği ve​ hareketi, ​k​onferansın​ başvuru bekleyen​ on ​bildiri alan​ından​ bir tanesi​.

Bize kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

Ben Fırat Akova. Poedat Kolektifi’nin kurucusu ve Poedat Dergisi’nin genel yayın yönetmeniyim. McGill Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji okudum. İstanbul Bilgi Üniversitesi Felsefe ve Toplumsal Düşünce Bölümü’nde yüksek lisans yapıyorum. Kanada’daki bir felsefe kuruluşu olan Philopolis Montréal’de yönetim kurulu üyesi ve üniversite temsilcisi olarak çalıştım. 14. Türkiye Felsefe Olimpiyatı’nda altın madalya kazandım ve Türkiye’yi temsilen katıldığım 18. Uluslararası Felsefe Olimpiyatı’nda Harvard Üniversitesi’nin başkanlığını yaptığı uluslararası bir kurul tarafından onur ödülüne layık görüldüm. Çeşitli edebiyat yayınlarında çalışmalarım basıldı. Politik topluluklarda ve sivil toplum örgütlerinde gerçekleşmesine yardım ettiğim projeler oldu.

Poedat Kolektifi nedir, neler yapıyor, neleri amaçlıyor?

Poedat Kolektifi, eski adıyla Yalın Ayaklar Kulübü, 2012’nin bir kış günü kuruldu. Kuruluşundan beri başta felsefe olmak üzere edebiyat, sosyoloji, psikoloji gibi alanlara değen etkinlikler düzenledik. Bilginin olanaklılığından Charles Baudelaire’e, tanrıdan anarşizme, Sait Faik Abasıyanık öykülerinden Stephen Hawking’in röportajlarına, sapkınlık araştırmalarından Kim Ki-duk filmlerine, Alberto Giacometti’nin varoluşçu estetiğinden küresel yoksulluk olgusuna, Varlık ve Zaman’dan Walter Benjamin’e kadar birçok konu, kişi, kavram, metin ve tarihsel-sosyal gerçek üstüne konuşmalar ve tartışmalar gerçekleştirdik. Ağırlık merkezimiz hem yönetim hem de katılım olarak genç kuşak, özellikle de üniversite öğrencileri. 450 kişinin katılım sağladığı bir topluluğa sahibiz.

Mevsimlik dergimiz birinci yılını kutluyor. İstanbul Grubumuz bir tartışma topluluğu olarak geçen yıldan beri etkin. Gelecekte “yaşam okulu” kurma gibi bir düşümüz var. Şu an ise disiplinlerarası bir gençlik buluşması olan Poedat Konferansı 2015’i hazırlıyoruz.

Poedat Konferansı 2015 hakkında bilgi verebilir misiniz?

Poedat Konferansı 2015, 4-6 Aralık’ta Studio-X Istanbul’da felsefeden sosyolojiye, psikolojiden antropolojiye, mimarlıktan ekolojiye, edebiyattan kültürel çalışmalara farklı disiplinlerin kesiştiği 10 alanda üniversite öğrencilerinden ve genç bağımsız araştırmacılardan bildiriler bekliyor. Bilginin yaratıcı bir biçimde erişilebilir kılınması ve toplumsal bir işlev tutması amacımızı çok kültürlü bir ortam ile taçlandırmayı arzuluyoruz; o nedenle konferansı değişik bireylere, kesimlere ve topluluklara çağrılar yaptığımız bir tanışma alanı olarak da kurguluyoruz. Yan etkinliklerin düzenlenmesi, katılımcıların odağa alındığı çalışmaların gerçekleştirilmesi, sosyal medyanın kamusal bilgi merkezine dönüştürülmesi ve İstanbullu olmayan katılımcıların İstanbullu katılımcılar tarafından ağırlanması gibi başlıklarla da konferansın yenilikçi yönünü öngörüyoruz.

Poedat Konferansı 2015’e katılım nasıl sağlanabilir?

Konferansa konuşmacı olarak katılmak isteyenler duyurduğumuz 10 bildiri alanını poedat.org/poedat-konferansi-2015 sayfasından inceleyip kendilerine en uygun düşen bildiri alanı için 15 Ekim’e kadar 300 sözcüklük bir bildiri özeti gönderebilirler. Yapılacak değerlendirme sonucunda kabul edilen bildiri özetlerinin sahiplerinden bildirilerin tam metnini isteyeceğiz. Konferansa dinleyici olarak katılmak isteyenlerin ise gelişmeler için Facebook etkinliğimizi takip etmelerini öneriyorum. Konferansla ilgili önerileri olanlara da bilgi@poedat.org adresinden açığız.

Konferansta LGBTİ araştırmaları üstüne de bildiri beklediğinizi belirtmişsiniz. Bildiri alanlarınıza LGBTİ araştırmalarını neden dâhil ettiniz?

LGBTİ, üstüne biyolojik ve antropolojik çalışmalar yapılabilecek bir alan, dahası, sosyolojik olarak da irdelenebilecek tarihsel bir dağarcığa sahip; söz konusu dağarcık Türkiye’nin sosyal dokusundaki kapalılık nedeniyle tanınmıyor, yeterince işlenemiyor, hak ettiği konuma ulaşamıyor. LGBTİ kimliğinin ve hareketinin bilinmesine ve bir değer olarak yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla bildiri alanlarından bir tanesini de LGBTİ araştırmaları dâhil olmak üzere bedensellik, cinsiyet, feminist dalgalar, kuir konularına ayırdık.

LGBTİ, ne yazık ki henüz fısıldanarak konuşulan gerçeklerden biri. Ancak son yıllarda LGBTİ bireylerin varlığı ve talepleri belirgin olmaya başladı. Konferans, LGBTİ bireylerin çoğunlukla yok sayıldığı bir coğrafyada bir bakıma onları ve onların umutlarını, kaygılarını, koşullarını öne çıkararak “Biz onlarlayız ve tanığız” diyor. O açıdan bildiri alanlarımızın içinde LGBTİ araştırmalarının yer almasını onlardan yana alınmış bir tutum sayıyoruz. Üstelik LGBTİ bireylere yönelik olumlu gelişmelerin sadece yurt dışında kalmasını istemedik ve LGBTİ araştırmalarını konferansın bildiri alanına koyarak yeni bir sayfanın Türkiye’de de açılmakta olduğunu herkese anımsatma amacını güttük.

Kolektifin çalışma ekibinde LGBTİ üyeler var mı? Etkinliklerinize LGBTİ bireyler katılım sağlıyor mu?

Kolektifin çalışma ekibinde kimliğini açıktan LGBTİ olarak tanımlayan bir dostumuz şimdiye kadar görev almamış olsa da etkinliklerimizde kimliklerini açıktan LGBTİ olarak tanımlayan katılımcılarımız oldu.

İnanıyoruz ki LGBTİ bireylerin kabulü ve haklarının teslim edilişi, herkesin durumu bildiği ancak hiçbir şey demediği, diken üstünde olmayı hissettiren bir suskunluktan değil, kimliklerinin ve yüzleştikleri sorunların olabildiğince dile döküldüğü bir açıklıktan geçiyor. O nedenle etkinliklerimizde LGBTİ bireyler için samimi bir ortam oluşturmaya özen gösterdik, zaman zaman deneyimledikleri duygusal ve toplumsal durumlar hakkında onlarla sohbet ettik, kolektifte Güvenli Bölge aracılığıyla korunduklarını her daim vurguladık.

Güvenli Bölge nedir? LGBTİ bireylere nasıl bir koruma sağlıyor?

Güvenli Bölge, tek bir cümleden oluşan, içini olabildiğince geniş tuttuğumuz bir ilke, olmazsa olmazımız: “Herkes ırkı, etnik kökeni, dili, biyolojik cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, fiziksel ve zihinsel özellikleri, yaşı, eğitim seviyesi, kültürel alışkanlıkları, toplumsal konumu, maddi durumu, inancı, politik düşünceleri, dünya görüşü ve yaşam biçimi ne olursa olsun kişiliği ölçüsünde hak ettiği saygıyı özgürlükçü ve barışçıl bir ortamda bulur.”

Güvenli Bölge, toplumsal dezavantaja sahip diğer kesimler gibi, LGBTİ bireyleri de koruyor. Aslında biz Güvenli Bölge’yi uygulamakla ek bir şey yapmıyoruz, zaten olması gerekeni, yani ayrımcılığa karşı sokaklarda, parklarda, okullarda, iş yerlerinde, hastanelerde, hapishanelerde, her türlü kamusal ve özel alanda sağlanması gereken asgari koruma pratiğini yerleşik kılmaya çabalıyoruz. Her etkinliğimizde Güvenli Bölge’yi açıklıyoruz ve tüm katılımcılarımızın ilkemize uymasını bekliyoruz. Çok az yaşanmış olsa da Güvenli Bölge’nin ihlal edildiği ya da ihlal edilmesine yakın olan durumlar oluştuğunda katılımcılarımızdan biri ya da birkaçı mutlaka Güvenli Bölge’yi anımsatıyor ve içinde bulunulan durumun neden Güvenli Bölge’yi ihlal ettiğini, kendisini ya da kendisi dışındaki kimseleri neden rahatsız edebileceğini bildiriyor. Ortamın olgunluğu ve Güvenli Bölge’nin içselleştirilmiş olması sayesinde ciddi bir sıkıntı yaşamadık. Güvenli Bölge’yi bilerek, isteyerek, ısrarla ihlal etme niyetini kolektiften çıkış nedeni sayıyoruz.

Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Size ulaşmak isteyenler ne yapmalı?

Çok teşekkür ederiz. Bize ulaşmak isteyenler bilgi@poedat.org adresinden bize yazabilir, etkinlikler hakkında bilgi alabilir, konferansta gönüllü olmak ya da ekipte çalışmak için başvuruda bulunabilirler.

Eylül Yağmur Saraçoğlu: Tecavüze uğradım

Bursa Hayatın Renkleri ve Özgürlük Derneği Başkanı Eylül Yağmur Saraçoğlu tecavüze uğradığını yazdı.

Saraçoglu, yaşadığı travmayı yazarlığını yaptiğı koyulaci.com’daki köşesinde itiraf etti

İşte Eylül Yağmur Saraçoğlu”nun koyulaci.com’da yer alan o yazısı..

“Hani her şey çok güzel olacak diye bir yalan var ya; ben artık o yalana inanmıyorum. Şimdi anlatacaklarımı saklama taraftarı idim; ancak bencillik ettiğimi farkettim. Çünkü bu sadece benim değil bütün insanlığın meselesi…

Kolay bir yazı olmayacak benim için; yaşayan bilir ya yaşadıklarım hiç kolay değil. Aslında bir taraftanda artık hiç bir şey umrumda değil. Kim hangi gözle bakacaksa baksın. Kim nerede ne konuşacaksa konuşsun. Merak ediyorum ben hayatım boyunca seks işçiliğide yapmadım; bakalım şimdi ne bahane bulacaklar trans tecavüzünü aklamak için. Neyse zaten elalem ne der korkusuyla gelmedi mi korktuğumuz herşey başımıza?

09 Mayıs 2015, Cumartesi saat 23:00 sıralarında dernekle ilgili bir görüşmeden evime dönerken eski iş yerinden tanıdığım biri ve ilk kez o akşam gördüğüm biri ile birlikte bana tecavüz etmeye çalıştı. Daha önce hiç tanımadığım o kişi arabası ile önümü kesip beni aracına bindirdi. Ve önceden planlandığı belli ki beni biraz ileride ki boş bir araziye götürdü ve bana orada tecavüz etti. Sonra daha önce eski iş yerimden tanıdığım o kişi geldi. Bir süre onada direndim. Fazla sarhoş olacaktı ki direndiğim için amacına ulaşamadı. Beni orada araçtan indirip uzaklaştılar. Bir süre orada öylece oturdum. Ne hissettiğimi, canımın nasıl yandığını tarif etmem imkansız. Dünyanın bütün ağırlığı benim üzerimdeydi sanki. Biraz daha bıraksam kendimi o koyu karanlık koparacaktı beni hayattan. Sonra biraz kendimi toparlayıp kalktım. Bir kaç adımla olay yerinden biraz uzaklaşabildim ve tekrar oturdurup polisi aradım.

O gece, o bitmeyen gece. Ben hala o geceyi yaşıyorum. Kendimi neden toparlanmak zorunda hissedeyim ki? Hayatın acı gerçekliği değil mi bu? Toparlansam daha mı güzel olacak sanki herşey? Her acı o gece orada bitti mi? Bitmedi. Bitmeyecek. Eğer transeksüelsem bu ülkede daha çok şey var sırada. Yaşama dair en ufak bir isteğim kalmadı. Bazen zorluyorum kendimi gülmeye. İşte o zaman daha çok yanıyor insanın canı. Gece diyorum gece… Korkmuyorum artık… İçimde ölesi bir yangın var. Mutlu olmak denen o şeyi kaybettim ben artık.

Şimdi 16 Eylül’de ilk duruşması var bu olayın. Tecavüz duruşmaları katil ile öldürülenin birlikte katıldığı duruşmalardır. Yalan değil şimdi kim iddia edebilir ki yaşadığımı. Yaşamak değil bu, hayat değil. Biliyorum beni kimse anlamayacak. Benimdi yanan can. Olay evimin çok yakınlarında olmasına rağmen ben hala anneme bile söyleyemedim. Nasıl söylenir ki? Tecavüze uğranyanlar banada öğretir misiniz nasıl silinir o geceden kalanlar? İnancım yok ama yinede çok isterim böyle bir olayı kimse yaşamasın artık. Kimsenin hayatta iken çalınmasın yaşama hevesi. Çünkü gerçekten zoraki yaşamak çok zor!”

Kemal Ördek’e yönelik saldırıya İHD’den kınama!

İHD, İnsan Hakları Derneği Kırmızı Şemsiye Derneği kurucularından Kemal Ördek‘e yönelik saldırı için kınama mesajı yayınladı. İşte İHD’nin yayınladığı o mesaj “Uzun yıllardan bu yana LGBTİ’ler ve seks işçilerinin maruz kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımanın derdiyle hak savunuculuğu yapıyorum. Bu yaşananları bilmediğimden değil yani, biliyorum ayrımcılığın, şiddetin ne demek olduğunu” Kemal Ördek Trans aktivist ve Kırmızı Şemsiye Derneği kurucularından Kemal Ördek‘in, Ankara’daki evinde tecavüze uğradığı ve gasp edildiği saldırganların ise mahkemeye çıkarılmadan serbest bırakıldığını büyük bir şaşkınlıkla öğrenmiş durumdayız. LGBTİ bireylerin genellikle toplumsal baskılar nedeniyle başlarına gelen saldırıları anlatmakta güçlük çektikleri bilinmektedir. Kemal Ördek kendisine yaşatılan bu insanlık dışı durumu yapmış olduğu açıklama ile kamuoyuna duyurmuş, LGBTİ bireylerin yaşadıkları ağır travmatik durumları ve ne yazık ki insanlığın/insanlığımızın ne halde olduğunu açık bir biçimde gözler önüne sermiştir. İnsan hakları aktivistleri olarak sevgili Kemal Ördek ve LGBTİ’lerin yanında olduğumuzu, hukuksal süreçleri takip edeceğimizi, saldırganları kınadığımızı ve yargı önünde cezalandırılmaları için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtir, Türkiye’nin bir an önce nefret suçlarını düzenleyerek nefret saikiyle işlenen suçların cezalarını ağırlaştırmasını hükümetten bir kez daha talep ediyoruz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ